"Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" Susanna Tamaro

Tkl final sınavı için okumam gereken bir kitap vardı. Kitabı okudum ve bu gün kütüphaneye iade etmem gerek. Dolayısıyla, çıkardığım notları buraya atıyorum.. ilgilenenler ya da benimle aynı durumu paylaşanlara duyurulur..
****
Günler geçiyor ve ben hiç bir karar alamıyordum. Sonra işte bu sabah, gül bunu önerdi: Ona bir mektup yaz, onunla yarenlik ettiğin günlere ait küçük bir günce tut, dedi.
**
İnsanın gelişimi biraz da incininkine benzer, yara ne denli büyük ve derinse, çevresinde oluşan zırh da o kadar güçlü olur. Ama sonra zamanla, çok uzun süre giyilen bir giysi gibi en çok kullanılan yerlerinden yıpranır, dikişleri atar ve ani bir hareket sonucu yırtılır. Başlangıçta hiç bir şey fark etmezsin, zırhının hala seni sıkıca sardığını sanırsın, ama bir gün birden bire, aptalca bir şey karşısında bir çocuk gibi nedenini bilemeden ağlamaya başlarsın.
**
Zarar ziyan görmeden ergenlik yaşayanlar hiçbir zaman gerçekten büyük insan olamazlar.
**
Akmayan göz yaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.
**
Bazı gerçekler içlerinde bir kurtuluş duygusu taşırlar, bazıları da korku duygusu uyandırır. Bizimkisi işte ikincisine uyuyor. Günahlar zinciri nerede sonra eriyor? Kabil'de mi? Her şey bu kadar geriye uzanabilir mi? Bütün bunların ardında yatan bir şeyler mi var? Bir zamanlar okuduğum bir Hint kitabına göre bütün güç kaderin elindedir, irade gücü yalnızca bir bahanedir. Bunu okuduktan sonra içimi müthiş bir huzur kaplamıştı. Ne var ki ertesi gün birkaç sayfa daha okuyunca, kaderin geçmişteki davranışlarımızın bir sonucu olarak oluştuğunu, kaderimizi kendi ellerimizle bizim çizdiğimizi gördüm. Böylece başlangıç noktasına geri döndüm. Bu düğümün çözüm noktası nerededir?
**
Olgunluğa geçişimi o olaya bağlıyorum. Değişimler üst üste biriken, yavaş yavaş birikip bir anda patlayıveren olaylar sonrasında oluşuyor. Bir anda bir insan, çevresindeki halkayı kırıp, başka biri olmaya karar veriyor.
**
Yoldaki kavşaklarda başka yaşamlarla karşılaşırsın, onları tanıyıp, tanımamak, derinine yaşamak ya da es geçmek yalnızca bir anlık karar sonucudur; bunu bilmesen de dümdüz ilerlemekle sağa sola sapmak söz konusu olduğunda genellikle senin varlığınla, ve yanında olacak kişinin yazgısıyla oynanmaktadır.
**
Her sefer suçlarım annemin bana yönelttikleriyle aynı suçlardı, görüntüye ait suçlardı. Bana öğretilen uygunluk değil, şekilcilikti. Günün birinde artık uçurumun tam ucuna geldim ve hıçkırıklara boğularak: "Ama ben İsa'yı seviyorum" diye ağladım. Bunun üzerine oradaki rahibe ne dedi biliyor musun? "Ah demek pasaklılığının yanısıra bir de yalancısın. İsa'yı gerçekten sevseydin defterlerini daha düzenli tutardın." ve parmağının ucuyla şöyle bir iterek benim minik koyunumu uçurumdan aşağı yuvarladı..
**
*Bu tür şeylerde zorlama ya da soğutma olamaz, yoksa seyyar satıcıların yaptığına benzer. Üzümlerini ne kadar çok överler, reklamını yaparlarsa, bu işte bir hile olduğu o kadar çok düşünülür. Ben senin içinde olan ışığı söndürmemeye çalıştım yalnızca. Geri kalan için bekledim.
**
Mutluluk neşenin yanında güneşin yanında bir elektrik lambası gibidir. Mutluluğun hep bir neşesi vardır, birşeyler yüzünden mutlu olunur, varlığı dışarıdan bir olaya bağımlıdır. Oysa neşenin nesnesi yoktur. Belirgin olmayan bir nedenle sarar seni, varlığı güneşe benzer, kendi yüreğinin ısısıyla yakar.
**
Bir karakter rolünü oynayabilmek için kişiliğimi terk etmemin kolay olduğunu sanma. Derinlerde bir yerde isyan etmeyi sürdürüyordum, bir yanım kendim olmayı sürdürmek istiyordu, öteki yanımsa sevilebilmek için dünyanın gerektirdiği kurallara uyum sağlamak istiyordu. Ne zor bir savaş!
**
Hissediyordum, konuşmalarında çok tehlikeli sözler vardı, onun iyiliği için hemen el koymam gerekliydi, ama gene de karışmamak için tutuyordum kendimi. Bir ihmal değildi söz konusu olan. Tartışılan şeyler önemliydiler. Beni harekete geçiren ya da daha doğrusu harekete geçirmeyen, annemin bana öğrettiği davranıştı. Sevilebilmek için karşı çıkmamak, olmadığım gibi görünmek zorundaydım. Ilaria doğal olarak küstahtı, karakteri benimkinden güçlü idi ve ben ona açık açık karşı koymaya, itiraz etmeye korkuyordum. Onu gerçekten sevseydim, kendimi küçültür, ona sert davranırdım, onu bazı şeyleri yapmaya ya da yapmamaya zorlardım. Belki de istediği buydu, buna gereksinmesi vardı.
 Kimbilir neden en basit gerçeklikler, anlaması en zor olanlardır. Ben o zaman aşkın en önemli niteliğinin güç olduğunu anlasaydım, olaylar bir olasılıkla başka türlü çözümlenirdi. Ama güçlü olabilimek için insanın kendini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan, kendini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor şeyleri bilmelidir. Yaşam seni bütün gürültüsüyle iterken bu tür bir aşama nasıl gerçekleştirilebilirdi? Bunu başlangıcından beri yapabilenler yalnızca olağanüstü yetilerle donanmış insanlardır.
**
Yaşamında dileiğin her şeyi elde edemeyebilirsin. Önemli olan yaşamına ait olan mutluluğu, kişiliğini öne çıkararak, kendin olarak bulmandır. Geleceğe dair beklentilerin gerginliğinden uzaklaşarak yaşamına huzurla sarılman gerektiğidir. Dolayısıyla, geçmişini ve beklentilerinin zihninde bozuk bir plak gibi tekrar etmesini engellemelisin.
**
Yaşamına yürekten bağlı, hayatın her anını sevgisini paylaşarak yaşıyor ve bununla huzur buluyor.
**
...zararlı böceklerden korumak için bol bol ilaç sıkıyor. Hiç dur durak bilmeden uğraşıyor; gece gündüz, bostanını nasıl koruyacağını düşünmediği bir an bile yok. Derken bir sabah naylan örtüyü kaldırdığında tüm bitkilerin çürüyüp solduklarını görüp hayretler içinde kalıyor. Onları kendi hallerinde büyümeye bıraksaydı bazıları gene ölürdü ama bazıları da dayanır, yaşardı. Onun diktiklerinin yanında rüzgarın ve böceklerin taşıdıkları da yetişirdi. Kimi ayrıkotu olur, yolunur ama bazıları da çiçek açar ve renkleriyle bostanın tekdüzeliğini yok ederlerdi. Anlıyor musun? böyledir bu dünya, yaşam cömertlik ister: insanın kendi içindeki karakteri yetiştirmesi, ama bunu yaparken de çevredeki hiçbir şeyi algılamaması, hala soluk alsa da ölü olmaya benzer.
 Zihnine aşırı bir katılık uygulayan Ilaria, içindeki yüreğinin sesini bastırmıştı. --- Her şeyi didiklemek büyük çerçeveyi kaçırmanı sağlayacaktır. Unutma yaşam iyisi ve kötüsüyle dolu bir bütüdür. Yaşanılan zorluklar yeniliklere gebe bir geleceğin habercileridir.--
**
Hele bir psikoloğun eline düştüğümü düşün! Kızımla ilişkimin başarısızlığı ve engellediklerim üzerine uzun bir rapor yazardı. Bir şeyleri engellediysem de, şimdi ne önemi var? Bir kızım vardı ve onu yitirdim. Otomobilin içinde sıkışarak öldü: Aynı gün ona, babasının, onun düşüncesine göre başına çok dert açan adamın, gerçek babası olmadığını açıklamıştım. O gün hala gözlerimin önünde. Bir film şeridi gibi, ama bir perdede oynamıyor da duvara çivilenip kaldı. Sahnelerin birbirini izleyişini ezbere biliyorum, her sahnenin ayrıntıları aklımda. Hiçbir şeyi unutmadım, her şey içimde, uyurken ve uyanıkken bir nabız igib atıyor düşüncelerimde. Ölümümden sonra da vuracak bu nabız.
**
Her şey yüzdedir. Senin öykün, annen, baban, dedelerin, büyük dedelerin, hatta belki artık kimsenin anımsamadığı uzak bir amca bile senin yüzünde yansır. Yüzün gerisinde kişilkik vardır, atalarından aldığın iyi ya ya iyi sayılamayacak şeyler vardır. Yüz, bizim öncelikli kişiliğimizdir. Yaşamda bir düzen kurmamıza izin veren işte buradayım dedirten şeydir. Böylece on üç, on dört yaşlarına doğru sen ayna karşısında saatler geçirmeye başladığında, ne aradığını anlamıştım. Bazı sivilcelere, kara noktalara ya da birden bire büyüyen burnuna bakıyordun ama başka şeyler de arıyordun. Annenin ailesinden aldığın çizgileri sayarak, almadıklarını belirleyerek, senin dünyaya gelme nedenin olan adamın yüzü hakkında bir düşünce edinmeye çalışıyordun.
**
Görünürdeki gururun, özgüvenin ardında erkekler inanılmaz derecede kırılgan ve saftırlar; içlerindeki kaldıraç son derece ilkeldir, onları balık gibi tavaya düşürmek için tek bir düğmeye basmak yeter. Ben bunu oldukça geç anladım, ama kız arkadaşlarım on beş, on altı yaşlarında bunu biliyorlardı bile.
 Son derece doğal bir beceriyle, küçük pusularlar alıyorlar ya da reddediyorlardı. Randevular veriğ gitmiyorlar ya da çok geç gidiyorlardı. Dans ederken bedenlerinin doğru yeriyle sürtünüyorlardı eşlerine ve sürtünürken de erkeklerin gözlerinin içine genç ceylanın gözlerindeki derin ifadeyle bakıyorlardı. Dişilik cilvesi budur, erkekler konusunda başarıya götüren hileler bunlardır. Ama ben, biliyorsun bir patatesten farksızdım. Çevremde olan bitenden hiç bir şey anlamıyordum. Sana tuhaf gelebilir, ama içimde derin bir dürüstlük duygusu vardı ve bu dürüstlük asla ama asla bir erkeği kandıramayacağımı söylüyordu. Günün birinde sabahlara kadar bıkmadan çene çalabileceğim bir delikanlı bulacağımı düşünüyordum; onunla konuştukça her şeyi aynı gözle gördüğümüzü anlayacak, aynı heyecanları duyacaktık. İşte o zaman aşk doğacaktı, bu dostluk güven üzerine dayalı bir aşk olacaktı, kandırma üzerine değil.
**
Her zaman yapılan yanlış nedir bilir misin? Yaşamın değişmez olduğunu sanmak, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir. Oysa kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir. Artık çıkış yolunun kalmadığını sandığın bir durumda umutsuzluğun zirveye vardığında, rüzgar hızıyla her şey değişir, altüst olur ve bir andan ötekine geçerken kendini yeni bir yaşantının içinde bulursun.
**
Çağdaş insanın bütün alışkanlıkları arasında, günlük gazeteleri okuması en kötü alışkanlık olarak sayılabilir, derdi. Sabah, ruhun en açık olduğu anda, gazeteler bir önceki gün dünyada yaşanmış olan bütün kötülükleri insana aktarırlar. Ama zamanında ondan kurtulmak için gazete okumamak yetiyordu. Bugün artık bu mümkün değil.
**
"Her erkeğin yaşamında" diyordu "mükemmel bir birlikteliğe ulaşabileceği tek bir kadın vardır, her kadının yaşamın bütünlüğüne ulaşabileceği tek bir erkek vardır." ama buluşabilmek pek az kişinin yakalayabildiği bir alınyazısıydı. Geride kalan herkes bir tatminsizlik, sürekli bir özlem içinde yaşamak zorundadır. "Böylesine bir buluşmayı kaç kişi başarabilmiştir ki..." diyordu odanın karanlığında "on milyonda bir kişi var mıdır?" bütün öteki evlilikler, çöpçatanlıklar, tensel hoşlanmalar, geçicidir, fiziksel, kişiliksel ya da sosyal konuların benzerliği yüzünden yapılmıştır. Bu yargılardan sonra da yinelemeden edemiyordu: "Nasıl şanslıyız bir, değil mi? kimbilir bizi neler bekliyor kim bilir?..
**
Aşık olana dek, yüreğin özgür kaldığı sürece, hiçbir erkeğin dikkatini çekmezsin; sonra bir tek insana kapıldığın anda, sen artık başkalarını hiç umursamazken, herkes peşine düşer, sana tatlı sözler söylerler, sana kur yaparlar.
**
Dışarıdan bakınca pek çok yaşam yanlış, mantıksız, delice görünebilir. Dışarıda kaldığın sürece insanları ve ilişkilerini yanlış yargılayabilirsin. Yalnızca içinden, yalnızca gökte üç ay değişene dek onun mokasenleri içinde yürüyerek, dürtüler, duygular, insanı şöyle değil de böyle davranmaya yönelten nedenler anlaşılabilir. Anlayış, bilgiçliğin kibiriyle değil, alçakgönüllülükle doğar.
 Acaba bu öyküyü okuduktan sonra sen de benim terliklerimi geçirecek misin ayağına? Umarım yaparsın bunu. Umarım ben,m terliklerimle uzun uzadıya odaddan odaya gezer, bahçede bir tur atar, ceviz ağacından kiraz ağacına, kirazdan güle, gülden kırın sonundaki o sevimsiz kara çamlara yürürsün. Bunu yapacağını umut ediyorum. Seini şefkatini dinlendiğim için değil, geç kalmış bu beraat için hiç değil, ama senin için, senin geleceğin için gerekli bu. Nereden gelindiğini, arkamızda neler olup bittiğini anlamak, yalan dolansız ilerleyebilmek için ilk adımdır.
 Bu mektubu annene yazmış olmalıydım. Oysa sana yazdım. Hiç yazmasaydım işte o zaman benim varlığım tam bir başarısızlık olurdu. Yanlışlık yapmak doğaldır, ama bunlardan ders çıkarmadan ilerlemek bir yaşamın anlamını yitirmesine yol açar. Başımıza gelenler hiçbir zaman nedensiz değildir, her birinin kendi anlamı vardır. Her karşılaşma, her küçük olay kendi içinde bir anlam barındırır. İnsanın kendi kendini anlayabilmesi, onu kabullenebilme yetisinden, herhangi bir anda yön değiştirebilme becerisinden, kertenkeleler gibi mevsim değişikliklerinde eski deriyi terk edebilmesinden doğar.
**
Bir gün, insanın iç güdülerine tutsak, karmaşık ve çok tehlikeli aygıtları kullanmaya bayılan biri olduğunu düşünüyorum, bir başka günse artık kötü günlerin geride kaldığını ruhun en yüce yanlarının artık ortaya çıkmaya başladığına karar veriyorum. Acaba hangi savım doğru? kimbilir, belki ikisi de değil, belki de iki binin ilk gecesinde, gökyüzü, insanoğlunu, aptallığı ve gücünü pek de bilgece olmayan bir biçimde harcadığı için cezalandıracak ve yeryüzüne ateş ve taş yağdıracak.
**
Neden, seni böyle düşündüren nedir, diye soracaksın. Buck yüzünden tatlım, hep ve yalnızca Buck yüzünden. Çünkü sen köpek çiftliğinde onu seçtiğin zaman, yalnızca pek çok köpek arasından birini seçtiğine inanıyordun. O üç gün boyunca, gerçekte sen iç dünyanda daha kararlı bir savaş sergiledin; görüntü ve yüreğin sesi arasında, sen hiç kuşku duymadan hiç kararsızlık çekmeden yüreğinin sesini dinledin.
 Senin o yaşında olsaydım, belki ben yumuşacık, gösterişli bir köpek seçerdim, gezinirken beni kıskanacakları soylu, mis kokulu bir köpek isterdim. Benim güvensizliğim, benim içinde büyüdüğüm ortam, beni çoktan dış görünümün hükümdarlığına teslim etmişti.
**
Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
 Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgar da devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin bir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığına sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.
**

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Osmanlı tarihi, toplum ve ekonomi üzerine

Vücut Geliştirme Hareketleri: göstermeli anlatım

McDonald's ın vizyonu