Hipnozcu

*2*


“Galiba öldü”
            Telsizden gelen bir kadın sesiydi. “Beni duyan kimse var mı? Galiba kocam öldü!”
            Küçük havaalanlarının kullandığı frekans olan 122.8 megasaykl üzerinden çağrı yapan kadının sesi yüksek ve anlaşılır netlikteydi: öyleyse fazla uzakta olamazdı.
            Ve ona yanıt veren yoktu.
            “Bunu yapabilirsin, Bay Forbes. “Hafif Güney aksanı olan o unutulmaz ses sakin ve sabırlıydı.
            Jamie büyük bir şaşkınlıkla, “Bay Dexter?” dedi. Kırk yıl önceki uçuş hocası ve onun asla unutmayacağı sesi. Aynadan geriye göz atıp kokpitin arkasını kontrol etti. Boştu elbette.
            Önde gürültüyle ve pürüzsüz çalışan motorunkinden başka ses duyulmuyordu şimdi.
            “Tanrım, birisi bana yardım etsin! Öldü!”
            Jamie mikrofonun düğmesine bastı.
            “Ölmüştür belki han’fendi,” dedi. “ Ama ölmemiş de olabilir. Uçağı onsuz uçurabilir misiniz?”
            “Hayır, uçuramam, hayatımda hiç uçak kullanmadım! Juan öteki kapıya dayanmış halde... Kıpırdamıyor!”
            “Onu yere indirseek iyi olur,” dedi Jamie çoğul konuşmaya özen göstererek, çünkü kadının sonraki sözünün ne olacağını biliyordu.
            “Ben bir uçak uçuramam!”
            “Pekala. Öyleyse onu siz ve ben yere birlikte indiririz.”
            Pilot devre dışı kalınca bir yolcunun kontrollere geçmesi hemen hemen hiç gerçekleşmeyecek bir durumdu. Ama olaya dahil olan herkesin şansına, uçmak için güzel bir gündü.
            “Kontrollerin nasıl çalıştığını biliyor musunuz, han’fendi?” diye sordu Jamie. “Direksiyonu hareket ettirmeyi, kanat açılarını korumayı falan yani.”
            “Evet”.
            Bu durumu kolaylaştıracaktı.
            “Kanat düzeylerini şimdilik koruyun.”
            Sonra ona ne zaman, nereden havalandıklarını ve nereye gitmekte olduklarını sordu, ardından doğuya yöneldi ve bir dakika sonra saat 10 yönünden, biraz alçak irtifadan T-34’ün soluna doğru gelen Cessna 182’yi gördü.
            “Bizi biraz sağa döndürün,” dedi. “Sizinle göz teması kurdum.”
            Uçak istediği dönüşü yapmazsa göz temasını hepten kaybedecekti, ama kumar oynamış ve kazanmıştı; kanat hafifçe eğildi.
            “Şimdi sağlığınıza bakarsınız...”
            Kadın baktı ve ona el salladı.
            “Artık herşey yoluna giriyor,” dedi Jamie. “Sizi bir havaalanına yönlendirelim ve yere indirelim.”
            Kadın, “Uçmayı bilmiyorum ki!” diye bağırdı ve kanatlar T-34’e doğru sert bir açı yaptı.
            Jamie açısını ve hızını onunkine uydurunca iki uçak birlikte süzülmeye başlamıştı. “Bu sorun olmayacak, han’fendi,” dedi. “Ben uçuş eğitmeniyim.”
            “Tanrıya şükürler olsun!” Uçak daha da sert bir açıyla düştü.
            “Tuttuğunuz o çemberi biraz sola döndürebilirsiniz. Fazla sertçe değil, yavaşça ve biraz sola.”
            Kadın önüne baktı, direksiyonu söylendiği şekilde çevirdi ve Cessna’nın kanatları dengelendi.
            “Çok iyi yaptınız,” dedi Jamie. “Daha önce uçmadığınızdan emin misiniz?”
            “Juan’ı uçarken çok izledim.” Kadının sesi şimdi daha sakindi.
            “Eh, epey iyi izlemişsiniz öyleyse.” Bu durumda gaz ve Cheyenne’deki havaalanına yönelene dek sola manevra yapmasını sağlayacak dümen pedallarının yerini biliyordu.
            “Adınız nedir, han’fendi?”
“Korkuyorum,” dedi kadın. “Bunu yapamayacağım!”
            “Buna takılıp kalmayın. O uçağı beş dakidadır uçuruyorsunuz ve bunu gerçekten iyi yapıyorsunuz. Sakinleşin, gevşeyin; bir kaptan pilot gibi davranın.”
            “Nasıl davranayım dediniz?” Duymuş, ama kulaklarına inanamamıştı.
            “Kaptan pilot olduğunuz dışında her şeyi unutun; siz bir sivil havayolu şirketinin işe aldığı ilk kadın kaptansınız ve yıllardan, uzun yıllardan beri uçuyorsunuz. Uçakta tamamıyla rahat ve olabildiğince mutlusunuz. Mesele küçük bir Cessna’yı böyle güzel bir günde yere indirmek mi? Çocuk oyuncağı!”
            Kadın onun aklını kaçırmış olduğunu düşünüyordu olasılıkla. Ne var ki, uçuş eğitmeni olan da oydu. “Çocuk oyuncağı,” diye tekrar etti.
            “Öyle. Çocukken en sevdiğiniz oyuncağınız hangisiydi?”
            Kadın dönüp yüzünde şaşkın bir ifade ve acı çeker gibi bir gülümsemeyle Cessna’nın yan camından ona baktı. Yine de korkularının bir kısmı şaşkınlığın içinde erimişti. “ Ben ölüme gidiyorum ve adam bana çocukluk oyuncaklarımı soruyor,” der gibiydi. “ Yardıma gelecek o kadar insan varken bu çatlakla mı baş başa kaldım?
            “Bez ayım olabilir mi?”
            Jamie ona gülümsedi. “İyi. Delinin teki olduğumu düşünüyor.” Bu durumda kadın aklını başına toplaması gereken kişinin kendisi olduğuna karar verecekti ki, bu da sakinleşeceği anlamına geliyordu. “ Öyleyse ayıcığa elbise giydirmek kadar kolay olacak.”
            “Adım Maria”. Bunu karşısındaki kişinin normalleşmesine katkısı olacağını umar gibi söylemişti Maria.
            Cheyenne havaalanı ufukta bir çizgi halinde belirdi. On beş mil ileride, yani yedi dakikalık uçuş mesafesindeydi. Jamie daha yakındaki küçük bir alana inmek yerine uzun pistleri ve ambulans olanakları nedeniyle Cheyenne havaalanını seçmişti.
            “Biraz gaz vermeyi deneyebilir misin, Maria?”
Dedi. “Senin de bildiğin gibi motorun biraz daha yüksek sesle çalıştığını duyacaksın ve uçak hafif bir tırmanışa geçecek. Şimdi biraz daha gaz ver ve yükselme alıştırması yapalım.”
            Ona iniş yaklaşımına çok alçak geçmesi halinde nasıl yükseleceğini hatırlatmak istiyordu. Kadının güvende olduğunu, ne zaman gerekirse gaz verip tekrar yükseklik kazanacağını bilmesi gerekiyordu.
            “Gayet iyi gidiyorsun, Kaptan. Doğuştan pilotsun sen.”
            Sonra kendisi biraz gaz kesti ve uçağın burnu ufkun hemen altına hafifçe aşağıya düşünce birlikte hava trafiği dokusunun yoğun olduğu irtifanın altına indiler.
            Kadın uçağının camından ona baktı.
            İki uçak havada neredeyse birbirine dokunacak kadar yakındı, ama Jamie’nin uçağı onun yerine uçurmak için yapabileceği bir şey yoktu. Sözcükleri kullanmak dışında.
            “Neredeyse geldik eve,” dedi. “Olağanüstü bir uçuş çıkarıyorsun, Maria. On saniye için falan bana doğru biraz dön, ardından uçağı tekrar dengele.”
            Maria mikrofonun düğmesine bastı, ama bir şey söylemedi. Uçak biraz sağa kaydı
            “Çok iyi. Öteki telsizden kontrol kulesiyle konuşacağım. Merak etme, bu telsizi de dinliyor olacağım. Benimle ne zaman istersen konuşabilirsin, tamam mı?”
            Maria başını sallayarak anladığını ifade etti. İki numaralı telsizi Cheyenne’nin frekansına getirdi ve kontrol kulesine çağrı yaptı: “Merhaba, Cheyenne. Burası Cessna 5407 Yankee. “Kadının uçağının numarası yanında yazılıydı. Kendininkini vermesine ise gerek yoktu.
            “Devam edin. Sıfır-Yedi-Yankee.”
            “Sıfır-Yedi-Yankee iki kişilik bir uçuş ve sekiz mil kuzeyden iniş için geliyor.”
            “Anlaşıldı, Sıfır-Yedi-Yankee. Dokuz numaralı pist için rüzgarı solunuza almış halde yaklaşacaksınız.”
            “Wilco,” dedi Jamie. “I will comply”, yani “İtaat edeceğim” deyiminin bu kısaltması ona hep komik gelmişti. “ Bir şey daha var,” diye devam etti. “Sıfır-Yedi-Yankee bir Cessna 182 ve pilotu devre dışı. Uçağı yolcu idare ediyor, ben de ynında uçup ona yardımcı oluyorum.”
            Anlık bir sessizlik oldu. “Tekrar eder misiniz, Sıfır-Yedi-Yankee? Pilota ne oldu dediniz?”
            “Kendinde değil. Uçak yolcunun kontrolünde.”
            “Anlaşıldı. Iniş izni verildi ve pist sizin için açıldı. Acil durum bildiriminde mi bulunuyorsunuz?”
            “Olumsuz. Dokuz numaralı piste ineceğiz. Pilot durumu gayet iyi idare ediyor, ama onun için bir ambülansla bir de itfaiye ekibinin bulundurulmasında sakınca yok. Araçları iniş sırasında uçağın gerisinde tutun, olmaz mı? Pilotun tam tekerler yere dokunmak üzereyken yanı başında ilerleyen bir şeyler görüp dikkatinin dağılmasını istemeyiz.”
            “Anlaşıldı. Araçları hareketlendirecek, ama iniş aşamasında uçağın gerisinde tutacağız. Break: Cheyenne bölgesindeki tüm uçaklar havaalanı trafiğinden çıksın. Burada acil durum gelişmesi var.”
            “Pilot hanım ve telsizi aktif,  Kule. Frekansı iki-iki-sekiz. Kendisiyle o frekanstan konuşacak, bir yandan da sizi dinleyeceğim.”
            “Anlaşıldı, Sıfır-Yedi-Yankee. İyi şanslar.”
            “Şansın yardımına gerek yok. Pilot gayet iyi gidiyor.”
            Telsizi tekrar öteki frekansa çevirdi. “Havaalanı solunda, Maria. Pist için geniş, ama yumuşak bir dönüş yapacağız. İyice yavaş; acelemiz yok. Gayet kolay olacak senin için.”
            Eğitmenin talimatlarıyla yavaş dönüşler yaparak geniş bir yaklaşım rotasından geçtiler.
            “Tam burada gazı biraz kesebilir, burnun daha önce yaptığımız gibi ufkun hemen altına hoş ve rahat bir eğimle düşmesini sağlayabilirsin. Uçak sever bunu.”
            Maria başını salladı. Adam uçakların bir şeyleri sevmesi üzerine gevezelik yapabiliyorsa, giriştikleri şey ilk anda sandığı kadar tehlikeli olmayabilirdi.
            Jamie, “Bu yaklaşmadan hoşlanmazsak tırmanışa geçer, istersek tüm gün boyu yeni yaklaşmalar deneyebiliriz,” dedi. “Ama zaten gayet iyi gidiyorsun bence. Harikasın.” Ona ne kadar yakıtı kaldığını sormuyordu.
            İki uçak son pist yaklaşması için hafifçe sağa kaydı, alabildiğine geniş ve iki mil uzunluğundaki pisti tam karşıya aldı.
            “Yapacağımız şey, yere yumuşacık bir dokunuş; tekerleklerin her birini pistin ortasındaki geniş beyaz çizginin iki yanına koyacağız. Çok iyi gidiyorsun, Kaptan. Gazı bir santim kadar itip motora biraz güç ver.”
            Maria talimatlara gayet iyi, anında ve sakince yanıt veriyordu.
            “Şimdi gazı biraz geri çek. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, harika bir pilotsun gerçekten. Kontrollerin çok yumuşak...”
            Uçak yere doğru bir sendeleme yapınca Jamie onun kanadından birkaç metre uzaklaştı.
            “Konumunu koru, tam o çizginin üzerinde uç... Tamam, işte böyle... Çok iyi. Rahatla. İyice rahatla... Ayak parmaklarını kıpırdat. Çok iyi. Eski tarz pilotlar gibi uçuyorsun. Şimdi gazı biraz daha geri çek. İki santim kadar. Direksiyonu da kendine doğru yedi sekiz santim kadar çek. Biraz ağırlaşmıştır, ama öyle olması gerekiyor. Buradan çok güzel gözüküyorsun; harika bir iniş yapacaksın.”
            Tekerlekler pistten bir buçuk metre kadar yukarıdaydı... Bir metre...
            “Uçağın burnunun aynen öyle tut ve şimdi gazı tamamen kes.”
            Tekerlekler piste dokununca kauçuk yanığı mavi dumanlar çıkardı.
            “Mükemmel temas,” dedi Jamie. “Kusursuz iniş. Artık direksiyonu bırakabilirsin; yerde ona ihtiyacın olmayacak. Yavaşlayıp durana kadar sağ ve sol pedallarla uçağı düz bir çizgide tut. Pistin neresinde istersen durabilirsin. Ambülans hemen gelecek.”
            Jamie motora gaz verdi ve T-34, Maria’nın uçağının üstünden tırmanışa geçti.
            “İyi inişti,” dedi. “Harika bir pilotsun sen.”
            Maria yanıt vermedi.
            Jamie omzunnun üzerinden pistteki uçağın arkasından hızla yaklaşan ambülansı izledi. Araç uçakla birlikte yavaşladı ve sonra kapıları hızla açıldı. Kırmızı itfaiye arabası da hemen arkadaydı, ama ona gerek olmayacaktı.
            Kontrol kulesi ortalığı düzenlemekle yeterince meşgul olduğundan başka bir şey söylemedi. Bir dakikaya kalmadan Jamie’nin uçağı North Platte’ye doğru gözden kaybolmuştu.

Hipnoz ve telkine bir örnek niteliğindedir.


Hipnozcu adlı kitaptan alıntıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Osmanlı tarihi, toplum ve ekonomi üzerine

Vücut Geliştirme Hareketleri: göstermeli anlatım

McDonald's ın vizyonu