Camelot'un Dönüşü mü?

Fransızcanın ilk romancısı olarak da anılan ve 12. yüzyılda bir nevi Anadolu aşığı misali gezgin bir ozan olan Chrétien de Troyes’in Lancelot adlı şiiri, tarihe Camelot adını ilk kez not düşürmüştü. Kral Arthur’un şatosu Camelot, tıpkı Atlantis gibi (belki de) olmayan hayali bir yerdi. Adil, kahraman, zeki, bir aslan kraldı Arthur ya da efsaneler onu öyle kıldı. 6. yüzyılda İngiltere’yi, Saksonlara karşı savunmuştu. Kral Arthur ve onun ‘bakanlar kurulu’ ve ‘meclisini ’oluşturan Yuvarlak Masa Şövalyeleri, asırlar boyu ideal yöneticilerin imgeleri olarak anıldılar. 15. yüzyılın İngiliz yazarı Sir Thomas Malory’nin anlatımıyla, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, ihanetten hep kaçan, öfkeye yenik düşmeyen, zalimlikten uzak kalıp merhamet dileyene hep elini uzatan, kadınların haklarını hiç çiğnemeyen, kişisel hırsları uğruna dünyevi kavgalara girmeyen bir ‘meclis’ oluşturdular. Aslında belki de hiç var olmadılar. Belki de, kimseyi kayırmamak için bir yuvarlak çizen, kimsenin bacağının takılmaması için de ayağı olmayan bir ‘parlamento’ masası hiç olmadı.

Bir zamanlar, Kral Arthur’dan esinlenen bir lider vardı. 1960’da Broadway’de sahneye konup 873 defa perdelenen ünlü İngiliz aktör Richard Burton’ın başrolünü oynadığı bir müzikalin, Camelot’un, ezgilerini geceleri yatmadan önce dinleyen bir Amerikan Başkanı yani; John Fitzgerald Kennedy. Sadece iki yıl başkanlık yapıp da tarihe JFK olarak geçen adam. 1917’de doğumundan, 1960’da başkan seçildiği yıla kadar hemen hemen sürekli, ölümcül sayılabilecek hastalıklar ve kazalar geçiren, buna rağmen (veya bu nedenle) neşeli, şakacı, entelektüel, kıvrak, havai ve hovarda kalan JFK. Kennedy, 1960-1962 arasında Beyaz Ev’i, destekçilerine göre genç, dinamik, zeki ve eğlence düşkünü bir ekibin yönetimindeki Camelot’a çevirdi.

Şu veya bu şekilde, gerçek anlamda siyasetin, aslında rezillik, bağıra çağıra konuşma, ezme ve güç ‘mania’sı değil de, zevkle seyredilebilecek, bir parçası olunabilecek bir zekâ ve insaniyet gösterisi olduğunu bilenler, Kennedy’nin başkanlığında yaptıkları ve yapamadıkları bir yana, başkanlığı kazandığında yaptığı 1364 kelimelik, 14 dakikadan bir saniye eksik konuşmasına hayranlık duymadan edemezler. Zaten tüyleri diken eden bir hatibin konuşmasını dinlemek herhalde dünya harikası bir müzik dinlemek, bir resme bakmak, bir yazıyı okumaktan da farksızdır. “İnsan haklarının, devletin bahşettiği değil, doğuştan sahip olduğu” inancına sahip olan, o dönemlerde kapanan sömürgeci tarihin sayfalarının yeniden açılmayacağına söz veren, Birleşmiş Milletler’i “savaş yöntemlerinin barış yöntemleri fersah fersah aştığı günümüzün son ve en iyi şansı” olarak niteleyen bir Amerikan Başkanı idi Kennedy.

Düşman tarafları, bilimin öldüren, ürkütücü yanlarını değil, mucizelerini vurgulamaya çağırdı. Düşmanları, beraberce yıldızları incelemeye, çölleri fethetmeye, hastalıkları yenmeye, okyanusların derinliklerine inmeye, sanat ve ticareti desteklemeye teşvik etti. Dünyaya güçlülerin adil, zayıfların emniyette olduğu yeni bir hukuk düzeni kurmaya davetini sundu. Bunun, 100 günde değil 1001 günde, hatta “20. yüzyılda doğan yeni neslin” ömründe bile gerçekleşmesinin zor olduğunu da sözlerine ekledi. “Ama biz gene de başlayalım,” dedi. Ve sordu; “Benimle bu tarihi yolculuğa çıkmaya var mısınız”.

Kennedy’nin yarım yüzyıl kadar sonra bile son derece modern, zeki ve ‘genç’ konuşmasını, milliyeti ne olursa olsun, esin kaynağı yapanlar her zaman çıkacaktır.

İşte bu nedenle, kadınlarla maceralardan elini eteğini hiç çekmeyen, görevdeyken de uyuşturucu kullanan bir başkan olan JFK’nın özel hayatı aslında çok önemli değil. Neticede, başkanlığı boyunca neredeyse bir din adamı gibi yaşayan şu anki ABD lideri George W. Bush’un sebep olduğu acılar ortada.

Hatta önemli olan, topu topu iki yıllık başkanlığı kurşunlanarak sonlanan Kennedy’nin kendi çizdiği vizyona ne kadar sadık kaldığı veya kalabildiği de değil. Önemli olan, Kennedy’nin dile getirdiği, bugün bile henüz dün söylenmişçesine taze olan hümanist söylem. Kral Arthur’un mezarında (olduğu iddia edilen) REX QVONDAM REXQVE FVTVRVS, yani “Bir kez kral, gelecekte de kral” sözleri herhalde, hayatı, siyaseti, düşünceleri, şakaları, kadınları, çocukları, ölümü hâlâ konuşulan, Kennedy’i de anlatıyor.

Bugün, JFK’nın kızı Caroline Kennedy’nin New York Times’da 27 Ocak 2008’de yayınlanan “Babam gibi Bir Başkan” başlıklı yazısında, hiçbir başkan adayına vermediği desteğini açıkladığı Barack Obama’nın kaderi belirleniyor. Obama, başkan olabilir veya olmayabilir. Başkan olursa, vaat ettiği idealleri yaşatabilir veya yaşat(a)mayabilir. Belki de, tek bir adam, tek bir insan idealleri yaşatacak güce sahip değil, belki liderlerin gözleri güçle kamaşıp ideallerini unutacak şekilde körleşiyor. Ama Kennedy’nin değişiyle, “...meşale, bu yüzyılda doğan yeni bir” nesle geçti, bu nesil, “savaşlarla bilenmiş, zor ve acı barışla şekillenmiş”... “insan haklarının yavaştan eritilmesine tanık olmak veya izin vermek istemeyen” bir nesil. Tersini dayatanlar da, 21. yüzyılda doğan neslin üzerlerinde silkecekleri toz parçaları olmaya mahkûmlar.


Kaynak: 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

McDonald's ın vizyonu

Vücut Geliştirme Hareketleri: göstermeli anlatım

Osmanlı tarihi, toplum ve ekonomi üzerine