Birey olma ve ideal toplum


Dünyaya yeni gelen kişi toplumu ve dünyayı kendi varlığından çok daha hızlı algılar. Bu hız, kişinin hayata sıfır'dan "0" başlamasındandır. Sosyal iletişimde bulunduğu kişilerden farklı olarak o geçmiş-gelecek gibi zaman olgularına sahip değildir. Hiçlikten meydana geldiği için etrafındaki varlıkların sergiledikleri eylemlere aynı çabuklukta yanıt veremez. Doğan kişi yapılan eylemleri gözlemler ve modeller. Eylemler arasından benliğini oluşturur. Dünya ve gelecek adına gerçek sorumluluğa sahip olmadığından ailesinin ve çevresindekilerin öğretilerine muhtaç haldedir. Kişi öğretilerden kendi kimliği adına sorumluluk oluşturamadığında geleceğini sığ sularda anlamlandırmaya çalışacaktır. Oysaki insanın ana amacı; kendini gerçekleştirmektir, modelledikleri arasından kendi özünü çıkarmaktır. Kendini geliştirmeden uzak bir yaşam sergileyen kişi bir dala -düşünce ve oluş bakımından- sıkıca tutunur. Varlığını gösterme isteğini bunlarla kandırır.

1. Sorumluluğunun bilincinde olmayan kişi,
kendini gerçekleştiremez. Çevresindekilere ve kendine yardımcı olamaz. İdealist bir çalışma ortamı oluşturamaz, böylece insan olmanın ana amacından uzaklaşır
2. Dünyayı bir tiyatro sahnesi sanan oyuncular,
hayatın önemini bir türlü kavrayamamış yada kendini bir oyuncu gibi sergileyerek hayatını sürdüren, insanlardan bu şekilde yarar sağlayan kişilerdir. Toplumu zehirlerler. Kandırdığı insanların haklarını yerler...

Eğer bu iki grubu toplumdan arındırabilirsek, toplum gerçek birlik ve bütünlüğüne kavuşacaktır. İnsanlar gerçek idealine ulaşacaktır. İnsanizm toplum sistemi ile insana özgürce kendini sergileyebildiği, kendini gerçekleştirmiş dünya oluşturmuş olacağız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Osmanlı tarihi, toplum ve ekonomi üzerine

Vücut Geliştirme Hareketleri: göstermeli anlatım

McDonald's ın vizyonu